Haz 04

Sibel Kavunoğlu’ndan Gerçek Ben’i anlayabilmemiz için..

Yazının orjinaline ve diğer yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

 

Çoğumuz hayat amacımızı öğrenmeyi diler, içimizdeki “ Gerçek Ben” i keşfetmeyi isteriz. Bu yazımda “Ben”i arayışımda geldiğim noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Önce Budizm öğretilerinden “Emptiness” ten bahsetmek istiyorum. Genelde bu tarz öğretileri anladım sanırsınız, daha derinlere indikçe her seferinde farklı anlamlara ulaşırsınız. Burada bahsedeceğim “Emptiness” öğretinin şu an benim anladığım halidir. Bunun ötesinde bir anlamı olduğunu keşfedenlerden şimdiden özür diliyorum.

Öğretide önce araba örneği verilir. Bildiğiniz gibi lastik, direksiyon, motor, fren balatası, debriyaj gibi parçalar birleşerek arabayı oluşturmaktadır. Verilen örnekte bu parçaların arasında arabanın kendisinin bulunması istenir. Parçalar tek tek analiz edildiğinde araba bir türlü bulunamaz. Çünkü tüm parçalar birleşerek arabayı oluşturmaktadır. Sonra tıpkı araba örneğine benzer şekilde; “Ben”’i bedeniniz içinde bulmanız istenir. Gözleriniz “ Ben” midir? “Beyniniz “Ben” midir? Kalbiniz” Ben” midir? Yoksa “Ben” derinizin içinde veya kan dolaşımınızın içinde olabilir mi? … Nereye bakarsanız bakın“Ben”i bir türlü bulamazsınız.

“Ben” i bir türlü bulamazken yıllar boyu bir “Ben” oluşturma sevdası sürüp gider. “ Ben” kimdir ? Çocuklarına çok iyi annelik yapan mı ? Çok güzel resim yapan mı? Çok güzel yüzen mi? Dedikodudan hoşlanan mı? Karanlıktan korkan mı? İnsanları seven mi? Gururunu her şeyin ötesine koyan mı? Dost canlısı olan mı? Dürüst ve cömert olan mı?……..

“Ben” aslında tüm bunların hepsidir. Yani “Her Şey”dir. Her zaman daha başarılı, daha mutlu, daha neşeli, daha sevgi dolu, daha huzurlu, daha iyi, daha barışçıl, daha dingin, daha yardımsever, daha alçakgönüllü, daha dürüst, daha cömert, daha kızgın, daha kibirli, daha açgözlü, daha bencil olma vb gibi bir çok potansiyeliniz vardır. Ne olduğunuz, ne olacağınız evrendeki tüm olasılıklardan oluşur. Evrendeki olasılıkların hepsi onları seçmenizi bekler. Seçtiğiniz olasılıklar kısıtlı olur ise hayatınız da kısıtlı olur. Örneğin; Sadece hem iyi bir anne hem de işinde ve insan ilişkilerinde başarılı “ Ben”i benimsedik diyelim. Günlerden bir gün bu güzel hikayeli “Ben”in başına tatsız bir olay gelir. İşinde başarılı, yetenekli ve iyi bir anne olan “Ben” i eşi terk eder veya arzuladığı terfiyi alamaz veya eskisi gibi kayda değer işler yapmamaya başlar. Başarılı, yetenekli “Ben”’e ne olmuştur? Bir müddet sonra aynı ben ne kadar yeteneksiz ve başarısız olduğu konusunda kendini suçlamaya başlar veya yeteneğini fark etmedikleri için diğerlerinin düşüncesiz olduğuna karar verir. Bu durum özel hayatına da sirayet etmeye başlar. Gün gelir gitmek istediğiniz bir toplantıya davet edilmediğinizi öğrenirsiniz. Belki de geçmişte onları bir çok kez red etmiş olduğunuzdan bu seferkine gelemeyeceğinizi düşünmüş olabilirler. Ama siz bir önceki hikâyenize sadık kalarak dostlarınızın sizi unuttuğuna veya size değer vermediğine dair ikinci bir hikâye yazarsınız. Sonraki gün bu sefer iş yerinizdeki bir toplantıya çağrılmadığınız bilgisini alırsınız. Belki de toplantı gündeminin size ihtiyaç duyulmayacak kadar basit olması sebebiyle çağrılmamışsınızdır. Ama siz bir önceki hikâyenize uygun temayı seçerek çaptan düştüğünüze dair üçüncü bir hikâye yazarsınız. Neler oluyor bana deyip, huysuzlaşmaya başlarsınız. Öyle ki çevrenizdeki insanlar fazla sinirlendirmemek adına sizden uzaklaşırlar. Şimdi de “Artık beni kimse tercih etmiyor” hikâyesi yazılır. Yaşamınızdaki her bir olumsuz girdi zekice başka bir hikâyeye dönüştürülür.

Her şey “Ben”i nasıl kodladığımız ile ilgilidir. Çok başarılı, çok yetenekli ve mükemmel Ben hikayesi… Bu hikayeye öyle çok tutunuruz ki ona uymayan her şey “Ben”i parçalamaya yeter. Gerçekten başarısız olmuş da olabilirsiniz. Yanlış olan başarısızlığın ana hikâyeniz haline gelmesidir. Halbuki siz her şey olabilirsiniz. Bu durum kendisine gelen yeni senaryo tekliflerini elinin tersi ile bir kenara itip, geçmişteki başarısını referans alarak durmadan aynı temalı senaryoları yazmakta ısrar eden çaptan düşmüş film yönetmeninin hikâyesine benzer. Senaryoların özü aynı olduğundan sinema salonları çoğunlukla boştur. Artık sadece film ile ilgili güzel anısı olanlar her şeye rağmen filmi seyretmeye gelmektedir.

Ben de kendi hikâyelerimi fark ettiğim bir günde; hikâyelerim olmadan nasıl yaşayacağım konusu kafamı kurcaladı. Pardon korkutmuştu. Çünkü hayatım yazmış olduğum hikâyelerin bileşkesiydi.

-Bu hikâyeleri olmadan var olabilmek mümkün müydü?

-Yoksa hikâye oluşturmaya devam etmek en hayırlısı mıydı? gibi garip sorular aklıma geliyordu.

Sonra sadece iyi hikâyeler oluşturma fikri geldi. Fikir güzel de olsa hikâyelerin içinde kaybolma riski vardı. Sonra olanı olduğu gibi hikâye üretmeden yaşama fikri geldi. Bu çok daha iyi diye düşündüm. İyi veya kötü olsa da hikâyeleri fark edip sadece gülümseyerek yoluma devam edebilirdim. Peki ya farkına varmazsam ne olacaktı? Arzu ve isteklerimi gerçekleştirme yolunda gecikmelerim olacaktı. Gecikmenin sorumlusu ise sadece ben olacaktım. Hala hikâye yazmaya devam edebilirdim. Hikâye üreteceksem değişik bir şey olmalıydı beni şu andakinden daha ileriye götürmeli, daha mutlu etmeli ve daha keyif vermeliydi. !!!!!  Belki de bir sürü hikayem olmalıydı. Böylece herhangi birine tutunmadan kolayca ilerleyebilirdim.

Unutmayın hayatınızdaki hikâyelerin yazarı da, rol dağıtıcısı da sizsiniz. Hikâyenizde rol alanlar da sizin senaryonuza uygun rol yapmak zorundalar, farklı bir şey yapsalar dahi algılarınız onların farklı rollerde olmalarını engelliyor. Çünkü siz çok güçlü bir yazarsınız. Algılarınızdan çıkan neyse o oluyor. Yani kaçış yok. Kendinize bir iyilik yapın ve film sektöründeki bu gücünüzü göz ardı etmeyin. Hikaye yazacaksanız en azından keyifli, neşeli sizi daha iyi götürecek temaları seçin ve olanı olduğu gibi yaşamanın formülü keşfedin….Korkmayın yeni bir şey yaratmayacaksınız.. Sadece gönlünüzün gerçek hikâyesini yazıyor olacaksınız. Düşüncelerimiz ; Ben başarılı bir yüzücü olabilirim. Bunu korumalıyım yerine Ben başarılı bir yüzücüyüm. Geçmişte genelde iyi dereceler almış olabilirim. Bu etapta da başarılı olabilirim şeklinde olmalıdır.

Hikaye yazmakta ısrarcıysanız o zaman hikayelerinizin sorumluluğunu almayı seçin !!!!!!

Yukarıda anlattıklarımı özetleyen güzel bir hikâye ile yazımı sonlandırmak istiyorum.

TUZ TANECİKLERİ VE MUTLU OLMA SANATI…

“Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı…Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi…Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu küçük bir testi suya atıp içmesini söyledi…Çırak yaşlı adamın dediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı…“Tadı nasıl” diye soran yaşlı adama öfkeyle “çok tuzlu” diye cevap verdi…Usta gülümsedi ve bu defa çırağını kolundan tuttuğu gibi dışarı çıkardı…Sessizce az ilerideki gölün kıyısına doğru götürdü ve bir avuç tuzu bu defa göle atıp, gölden su içmesini söyledi.

Söyleneni yapan çırak ağzının kenarından akan suyu silerken mutlu görünüyordu…

Usta yine sordu; “Tadı nasıl?”

-”Ferahlatıcı” diye yanıtladı genç çırak bu defa.

-”Tuzun tadını aldın mı yine?..” diye sordu usta…

-”Hayır” diye cevapladı çırağı…

***

Bunun üzerine yaşlı usta suyun yanına diz çöktü ve genç çırağını yanına oturttu;“Hayattaki ızdıraplar da tuz gibidir…Ne azdır, ne de çok…Izdırabın miktarı hep aynıdır…Ancak bu ızdırabın acılığı, neyin içerisine koyduğuna bağlıdır…Izdırabın olduğunda yapman gereken tek şey, ızdırabı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir…Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya, hatta derya olmaya çalış…”

***

May 14
Sevgili Murat hocam paylaşmış,
aşk ile…
Hz. Muhammed’in Kabe’nin içinde bulunan üç putu kırdığı anlatılır.
Bu putlardan birinin adı Mennan’dır. El-Mennân ismi iyilik ve lütufta bulunan anlamına gelir.
Bunun manasına dair Muhiddin Gür Bey’in anlattığı bir manayı paylaşmak istedim.
Maneviyata Yolculuk
23. Mana
Bir gün mana aleminde, insanları Allah’a çağrı nidası duydum. Yani “isteyen gelip Allah’ı görebilir” diye bir terimdi. Bu çağrı nidasını duyunca, arzum Allah olduğundan hemen çağrıya icabet ettim. Bir çok hediyeler alıp, Allah’a gitmek için yola çıktım. Aslında hediyelerimde yapmış olduğum ibadetlerimdi. Namaz gibi zekat gibi Kur’an, zikir, din, iman gibi benzeri ibadet sistemleriydi. İşte bunları alıp Allah’a doğru yol aldım. Aslında olay bir duygu menzili gibiydi. Ama ben çok sevinçliydim. Çünkü benim ibadetim ve iyiliklerim oldukça çoktu. Belki de ben öyle sanıyordum. “hediyelerim çok iyi, kabul edilirim” diyordum. Bu yolculukta zannediyordum ki, yalnız ben gidiyorum. Ama yolda gördüm ki, tüm varlıklar ve insanlar alemi, hepsi birden Allah’a gidiyorlar. Gidenlerin de kendilerine göre hediyeleri vardı. Tüm evrenler bir bütün olarak Hakka gidiyorlardı. Bunları görünce hayretten hayrete düştüm.
Beni hayrete düşüren, konulardan biride insanlardan başka hiçbir varlık amellerini ve iyiliklerini ne ellerinde nede dillerinde götürmüyorlardı. Yani insandan başka hiçbir varlık, yaptıklarından karşılık beklemiyorlardı. Yalnız insanlar cehaletlerinden dolayı yaptıklarına karşılık bekliyorlardı. Bu karşılıkta kurtuluş karşılığıydı. Her varlık kendi vazifelerinde çok mutluydular. İnsanlar amelleriyle insanlıklarını bulacaklarını bilmediklerinden amel birikimiyle sevap beklediklerinden umutsuz ve mutsuzdular. Zaten ben bunların, içeriklerini biliyordum. Benim amacım bir an evvel Allah’a gidebilmek olduğundan, yoluma devam ediyordum. Herkes kendi amelini yüklenmiş, benim gibi onlarda Allah’a gitmek üzere yollarına devam ediyorlardı. Bu yolculukta ben insanlar içerisinde çok mutluydum. Nedeni ise, benim hediyem herkesin hediyelerinden daha çok olduğundandı. Öncede yazdığım gibi hediyelerimiz, kendi amellerimiz ve insani hallerimizdi. Yolculuğumuz ilerledikçe insanların hediyeleri çoğalmaya başladı. Şöyle ki, bazı insanlar var ki, Allah yolunda canlarını, başlarını vermiş olarak yollarına devam ediyorlardı. Mal, para, hizmet, amel neler, neler götürmüyorlardı ki, zaman ilerledikçe benim kendi hediyem sıfır gibi görünmeye başladı. Mahcup olmakla beraber yinede hediye hediyedir diyip yoluma devam ettim. Sonuçta bir vadiye geldim ki;
Ne göreyim…. uçsuz bucaksız bir saha, ve de genişliğinin tarifi imkansız. Ayrıca menzilde gönül menziliymiş. Bu bilgiler bana savurtsuz olarak nakş ediliyordu. Bu sahrada gördüğüm manzara ezelden beri gelen insanların hepsi, hediyeleriyle beraber orada bekliyorlardı. Sahraya varınca ben daha ileri gitmek istedim. Hemen önüme geçildi. Bu önüme geçiş olgusu da kendimden, kendime manevi bir güçtü. Ben önüme geçenlere, “Allah bizi çağırmış onu görmeye gidiyorum” dedim. Bana denildi ki “iyi geldim ama, ne var ki göremezsin” denildi. “Neden” dedim, “Sen ve sizler amelinizle gediğiniz için göremezsiniz” dediler. Ben onlara çıkışarak herkesin ameliyle Allah’a ulaşabileceğini savundum, onlar da bana cevaben “Evet herkes ameliyle Allah’a gider. Ama ne var ki, amelini getirenler Allah’ı göremezler.” O zaman baktım ki, ne canını ne başını getiren, ne amelini getiren, ne malını getiren hiç birisi içeri alınmıyor. Ancak ameliyle gelip de, amelini getirmeyenler içeri alınıyorlardı. Sordum ki, “bu kişiler ne zamandan beri burada bekliyorlar”. Bana manen açıldı ki, yaratılanlar, yaratılacaklar ve de geçmişte ölenlerin hepsi buradalar. Irk ve milliyet ayrımı hiç yoktur. Yalnız amel ayrımı var. Bir de hizmet ile gönüle girmek var ki, onlar her gözden gizli olarak, Allah’ın bilgisinde olup Allah’a gidebiliyorlardı.
Zaten amelin en üstünü de bir gönüle girmekti. Nedeni ise, Allah’ın insan gönlünde olduğudur. Bunların açıklamasını zaten yapmıştım. Onun için sizlere tavsiyem. Elinizden geldiği kadar gönül yapmaya ve de gönüle girmeye gayret edin. Bunu başarmak içinde hem muhatap, hem muhabbet, sevgi, aşk hem de bilen bir kişiye ihtiyaç vardır. Tekrar konumuza dönersek. Bu sahrada her ne kadar ileri gidemedimse de, bana sonsuz ilimler açıldı. Israrı geçersiz olduğu bir yerde ne var ki, hemen manadan ayıldım. Ve de analdım ki, insana en iyi Mürşid Allah ve de Allah’a ulaşmış bir kişi, en seri vasiyet ise, amel en süratli gidiş, ihlas olmaktadır. Zaten yazdıklarım gördüklerimin yanında sıfır kalır. Onun için diyorum ki, kendinizi arıtmak için, işlemiş olduğunuz amel çeşitleri, her ne olursa olsun. Hepsini kullanın. Ama hepsini menfaatsiz olarak insanlara faydalı diye yapın. Allah rızası için olsun. Kurtuluşunuz bu yoldadır.
Sevap için yapılan amel, insana yük olmaktan başka bir şeye yaramaz…
Muhiddin Gür
May 06

Bugün Hıdrellez… Tüm dilekleriniz gerçek olsun…. 🙂

Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil…

Sağlığı iyi olsun. Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın. Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olmasın.

Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.

Sevdikleriyle birarada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın. Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın.

Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın. O herşeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun. Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın.

Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın. İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun. Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün. O başkalarının bunu gördüğünü, dış gözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.

Neşesi bol olsun.
Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın. Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın. Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin. Çocuklukta en şımardığı ana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin.

Değiştirmek istedikleri değişsin.
İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın. Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın. Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun. Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin.

Birşey ona sürpriz olsun. Günlerinden birgünü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın. Bu gün üçyüzaltmışbeş’ten herhangi biri olsun. Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın. Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.

Bir hayali gerçek olsun. Bir hayale gözünü yumsun. Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın. Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın.

Bu duayı okusun. Kendi sesiyle duysun. Duası gerçek olsun.

Her kelimesine şükretsin. Tek satırına nazar değmesin.

Amin.

 

( Ekleyecek pek birşey yok, amin 🙂 )

Mar 11

online poker newsBu yazıya adresime gelen bir e-mail sayesinde ulaştım. Araştırmama göre iki farklı kişi kendi yazısı olarak duyurmuş. Hangisi doğru bilemediğim için yorum yapmıyorum. Sadece biraz görseller ile süsleyerek ve paragraflarla oynayarak okunabilir hale getirmeye çalıştım. Biraz uzun olmasına rağmen okunması gereken bir yazı olduğunu düşünüyorum.

Işığınız bol olsun -AliAltanSaka

Beni bu çalışmaya yönelten en büyük etken ” KENDİNİ BİL ” sözcüğünün uyarısı oldu. Bu sözcük ki, binlerce yıldan beri özlü ve anlamlı içeriğini korumaktadır. Antik Yunanistan’daki DELF tapınağının kapısına yazılmış bir uyarı. Anlayabildiğim kadarıyla bizler için, açık seçik ve yalın bir uyarı ve hala geçerli.

Kendimizi bilelim, fakat nasıl? Kendimiz hakkında bilgilerimiz çok sınırlı. Hele ruhsal yönümüzün bilinip kavranması ise daha da zor.

Mar 10

Burun, dış ortamla sürekli bir etkileşim içinde olan tek beden organıdır. Soluma oranımız fiziksel ve zihinsel durumumuzdaki değişimlere hızla tepki verir. Mesela kızgınken soluma hızlanır, derin uykudayken yavaşlar ve düzenli hale gelir. Ortalama bir insan organizması dakikada üç ila on beş kez solur (bir nefes alır, bir nefes verir), bu da yirmi dört saatlik bir döngüde bedenimizin 21.000 ila 21.600 kez soluduğu anlamına gelmektedir.

Devamı »

Oca 11

Küçük bir Karınca her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı…..
Çok çalışır… Çok üretir… Ve bunları keyif içinde yapardı.

Patronu Aslan, Karınca’nın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı. Bir gün karı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi. Eğer Karınca, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı.

Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü Hamamböceği’ni işe aldı. Hamamböceği işe öncelikle bir saat alarak başladı. Böylece Karınca’nın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Örümcek’i işe aldı.

Devamı »